Son yıllarda giderek artan bir ilgiyle büyüyen doğal yaşama dönüş ve doğanın iyileştirici etkisinden faydalanma eğilimi, şifalı bitkilerin önemini artırdı.
Bu yazı dizimiz, doğaya yönelenlere ve yönelmek isteyenlere rehber nitelik taşıyan bilgiler içermektedir ve bitkilerin toplanması, saklanması, kullanımı bilimsel açıklamaları ile kesilip saklanacak nitelik taşımaktadır İNSANOĞLU yeryüzünde varolduğu ilk günden beri dertlerinin, hastalıklarının şifasını doğada aramıştır. Şifalı bitkiler ve termal su kaynakları doğanın iyileştirici gücünde çare arayanların umudu olmuştur. Doğaya yönelenler uzun araştırmalar sonucu şifalı bitkiler bulmakla kalmamış, onların birbirine çeşitli biçimlerde karıştırarak yeni şifa reçeteleri oluşturmuştur. Kuşaktan kuşağa aktarılan bu bilgiler sayesinde pek çok insan sağlıklı yaşamayı başarırken, hastalananlar da bu bilgiler ışığında tekrar eski sağlıklarına kavuşabilmişler. SAĞLIKLI YAŞAM İSTEĞİ UYGARLIK ilerledikçe gelişen yeni yaşam biçimleri insanları gittikçe doğadan koparırken, dertlerine deva arayan insanlar da doğadaki ilaçların yerine yapay ilaçlara yönelmişler. Günümüz ilaç endüstrisinin geliştirmiş olduğu ilaçların etkin maddelerinin bitkisel kaynaklı oluşu dikkate değer bir özellik. Fakat yapay yolla elde edilen ilaçların pahalı oluşu ve bazı olumsuz yan etkileri insanların çareyi tekrar doğal bitkisel ürünlerde aramasına neden oluyor. Günümüzde beslenmeden kozmetik ürünlere, hastalıkların önlenmesi ve tedavisine kadar birçok alanda doğaya dönüş yaşanıyor. Bitkisel çaylar, vücuda gerekli olan vitamin ve minarelleri içeren bitkisel drajeler, bitkisel özlü şampuanlar, sabunlar, kremler ve losyonların oluşturduğu ürünler insanların sağlıklı yaşam isteğine cevap vermeye çalışıyor. ANADOLU`NUN BEREKETİ YAPILAN araştırmalar ve uzmanların açıklamaları şifalı bitkilerin kullanımını destekler nitelikte. Uzmanlar, havaların ısınması ve yağmurların başlamasıyla birlikte doğada kendiliğinden yetişen madımak, ebegümeci, kuzukulağı, ısırgan otu ve yemlik gibi otların çoğaldığını hatırlatırken, Anadolu`nun birçok yerinde kendiliğinden yetişen bu otların uygun koşullarda tüketilmesinin sağlığa faydalarını vurguluyor. Bu otların vitaminlerin yanı sıra demir ve kalsiyum mineralleri bakımından da zengin bir içeriğe sahip olduğunu kaydeden uzmanların tespitleri şöyle: HER DERDE DEVA BİTKİLER`DOĞADA kendiliğinden yetişen madımak, ebegümeci, kuzukulağı, ısırgan otu ve yemlik gibi otlar E, A, C, B2 ve B6 vitaminleri, demir ve kalsiyum mineralleri bakımından oldukça zengindir. Bu vitamin ve minerallerin yetersizliği kansızlık, cilt bozuklukları, sindirim ve sinir sistemi bozukluklarına neden olabilmektedir. Bu nedenle doğada bol bulunan bu otların tüketilmesini tavsiye ediyoruz. Bu otlar içeriklerindeki vitamin ve mineraller ile çeşitli hastalıklara, ilaçlara, bazı kimyasal maddelere ve hava kirliliğine karşı vücudun direncini artırırlar, ısı değişimlerine karşı vücudu korurlar. Böylece vücudun savunma mekanizmaları güçlendirilmiş olur.` BEŞ BİN YILLIK SERÜVEN İNSANOĞLU birçok başarısız denemeden sonra bitkileri faydalı ve zararlı diye iki bölüme ayırmış, önceleri tuzak ve ok zehiri olarak kullanılan bitkileri tedavi amacıyla kullanmaya başlamış. Anadolu, on üç bine yaklaşan bitki çeşidiyle dünyanın en zengin bitki florasına sahip coğrafyalarından biri. Tarih boyunca tüm uygarlıklar bu zenginlikten yararlanmışlar. MÖ. 3000 yıllarına kadar uzanan Mezopotamya`daki Sümer, Akad ve Asur uygarlıkları süresince tedavi rahip hekimler tarafından sihir ve ilaç yardımıyla yapılmış. Bu döneme ait kazılarda bulunan tabletlerde eğir otu, haşhaş, hardal, kekik, nane, rezene, safran gibi şifalı bitkilere de rastlanıyor. MÖ. 2000 yıllarında Orta Anadolu`da medeniyet kuran Hititler ise hastalığı tanrıların insanları cezalandırması olarak kabul ediyorlarmış. Bu nedenle tedavide sihir ve ilaç beraberce kullanılıyormuş. İlaçların çoğunu ise bitkisel droglar teşkil ediyormuş. Hekimliğin babası kabul edilen Hipokrat`ın eserlerinde de tedavi için bitkilere bolca başvurulduğu görülüyor. BİTKİLERİN TOPLANMASI BİTKİLERDEN insanların yararlandığı kısımlar çeşitlidir. Bazı bitkilerin tümüyle tüketimi insana yarar sağlar. Ama özellikle ilaç olarak kullanılmak istendiğinde; kiminin kökünden, kiminin kabuğundan, kiminin yaprağından veya çiçeğinden, kiminin ise meyvasından ve tohumundan yararlanılır. Yararlı kısmı olgunlaşıncaya kadar bekleyip o zaman koparmak ve toplamak dikkat edilecek önemli noktaların başında gelir. Bitkilerin saklanabilmesi bilgi ve dikkat isteyen ayrı bir konudur. Taze olarak tüketilmeyen bitkilerin saklanması için kurutulması gerekir. Bazı bitkiler güneşte, bazıları gölgede ve ılık havada kurutulur. İyi ve gerektiği gibi kurutulmamış bitkiler zamanla çürür ve besin değerini kaybederek işe yaramaz hale gelir. OTLAR NASIL SAKLANIR BU tür bitkiler tam olgunlaşınca toplanırlar. Genellikle yaz mevsiminin haziran, temmuz ve ağustos ayları bu işlem için ideal aylardır. Otlar erken toplanırlarsa şifalı olma niteliklerini kaybederler. Çünkü içlerindeki suyun fazla olması kurutulmalarını zorlaştırır. Bu nedenle tam olgunken toplanıp kurutulmaları, erken veya geç kalarak şifalılık niteliğinin kaybolmasını engellemek gerekir. Otların yığın oluşmadan yayarak kurutulmaları tavsiye edilir. Ayrıca kurutuldukları yer direkt güneş almayan, gölgelik ve havalı bir yerde olmalıdır. Bazı bitkilerin ise kuru hava ile ısıtılan fırınlarda kurutulur. Çiçekler de tam olarak açıldıkları, en olgun hale geldiklerinde toplanırlar. Bazılarının renkli yaprak kısmı, bazılarının da bütünü koparılır. Güneş çiçeklerin renklerini ve iyileştirici özelliklerini yok edeceğinden gölgelik ve havalı yerlerde küçük demetler halinde kurutulurlar. Sonra yaprakları karanlık yerlerde kapalı kutular içinde saklanarak özelliklerini korumaları sağlanır. ŞiFALI BiTKiLER AHLAT(PYRUS ELEAGRIFOLIA) Ormanlarda, tarla kenarlarında ve dağlık arazide yetişir. Gülgillerden yabani bir ağaçtır. Meyvesi birkaç ay bekletilip olgun hale getirildikten sonra yenir. Ahlat, kan deveranını düzenler, sinirleri teskin eder, idrar söktürür. Ahlat ağacının taze ve genç yaprakları kaynatılarak suyu içildiğinde idrarı dezenfekte eder ve söktürür. Mesane içinde mevcut olan taşları bakterilere dönüştürerek zamanla yok olmalarını sağlar. Ahlat, pişirilerek yenildiğinde ishali önler. ADAÇAYI (SALVIA OFFICINALIS) Mayıs ve haziran aylarında, çiçek açmadan önce toplanır. Adaçayını toplamadan önce ve sonra ellerin sabunla yıkanması gerekir. Adaçayı iyi bir baharat ve antibiyotiktir. Adaçayı, bal ve sirke ile karıştırılarak ağız çalkalanırsa diş etleri kanamasını önler, bademcik şişmesine, ağız ve boğaz iltihaplarına iyi gelir. Çay olarak bal ve sirke ilave edilerek içilirse boğaz ağrılarına, soğuk algınlığına, sinir hastalıklarına, kramp, yorgunluk ve ishale iyi gelir. Gece terlemesini önler. Süt içinde kaynatıldığında grip ve boğmacaya karşı etkili olur. Adaçayı iltihaplı yaraları ve çıbanları da tedavi eder. Yapraklarından elde edilen toz kanı düzeltir, mide suyunu tanzim eder, iştahsızlığı önler, kadınlarda regl düzensizliklerini ve sancılarını giderir, rahim iltihaplarını tedavi eder. Ayrıca depresyonlara, titremeye, sersemliğe ve sinir bozukluğuna çok iyi gelir. Hormon düzenleyici etkisi olduğundan menopoz dönemi sıkıntılarına iyi gelir. Kan şekerini yükseltir. Toz haline getirilen adaçayı yaprakları diş temizliğinde kullanılır. Dişleri sağlamlaştırır, beyazlatır.





