|
bilgi için : e-mail: bitkibilgi@hotmail.com
|
 |
|

BAHARATIN ÖYKÜSÜ
|
|

|
Baharatlar,
çiçek, yaprak veya kabukları kurutularak, dört mevsim lezzet ve şifa dağıtıyor.
Bazen bir çiçeğin, bazen dev bir ağaç kabuğunun, bazen de bir orkide soğanının
adı olan baharatlar, insanoğlunun çok eskilerden beri değişik amaçlarla
kullandığı bitkilerdir.
Baharatın
ilk kullanıldığı yer olarak, Uzak Doğu kabul edilir. Avrupa'da ilk tanınan
baharatlar ise, Hint Karabiberidir. O yıllarda, birşeyin pahalı olduğunu ifade
etmek için, "Karabiber gibi pahalı" denildiği de kayıtlarda yer
almaktadır. Avrupalı'larca yağ ve merhem yapımında kullanılan tarçın, Hindistan
ve Seylan gibi ülkelerden, kervanlarla İskenderiye'ye kadar getiriliyordu. Öyle
ki, bir zamanlar tarçının, Arabistan'da yetiştirildiği zannediliyordu. İlk
çağdan beri Çin ve Hindistan'da kullanılan zencefilin, Hindistan'dan geldiğini
bilmeyen Dioskorides ve Plinius'a göre, bu baharat Yunanlılar'a Persliler
tarafından tanıtıldı. Zencefil, Romalı'ların besin maddelerinde büyük rol
oynamıştı.
Zencefilin
Ortaçağ Avrupası'nda kullanımı, karabiber kadar yaygındı ve onun gibi pahalıydı.
İlaç ve boya olarak kullanılan, Keşmir, İran ve Frigya'dan gelen safran,
Romalılar tarafından biliniyor ve kullanılıyordu.
Baharatın Bizans İmparatorluğu yoluyla
Avrupa'ya geçmesi, 9. yüzyıldan itibaren engellendi. Ama çok miktarda tüketilen
etin muhafazası için, baharata duyulan ihtiyaç ve onun güzel tadı, zengin
sınıflarına baharatı unutturamadı.
Baharatın
yıldızı Avrupa'da yeniden parladı ve safran, Fransa ile İtalya'da ekilmeye
başladı. Doğu Akdeniz limanları (İskenderiye) Avrupalı tüccarlara yeniden
açılınca, Venedikli'ler Avrupa piyasasında hemen hemen bir tekel kurdular.
Orta
çağın sonunda, Avrupa'da baharat tutkusu, aşırı derecede çoğalmıştı. Şatafatlı
ziyafetlerde baharatlı yemekler yapmak modaydı. Alabildiğine zenginleşmiş olan
baharat tüccarları, Floransa'da bu işi sanat haline getirdiler ve 19. yüzyılın
başında 288 çeşit baharat sattılar. Venedik'in tekelinden kurtulmak için
baharat sağlamaya çalışmak, büyük coğrafi keşiflerin önemli sebeplerinden biri
oldu. 16. ve 17. yüzyıllarda, Portekiz, İspanya, İngiltere, Fransa ve Hollanda
gibi sömürgeci ülkeler, baharat ticaretinde sıkı bir yarışa girdiler.
İbni
Sina'nın bahsettiği, Hindistanceveze ve Meksike vanilyası, 16. yüzyılın başında
Avrupa'ya geldi. Atlantik limanlarına büyük miktarda gelen baharatlara, sayısız
iyileştirici nitelikler atfediliyordu. 1560 yılına kadar, baharatın fiyatı
Lizbon'da sürekli bir artış gösterdi. Bundan sonraki iki yüzyıl boyunca da,
baharat sürekli değeri artan bir ürün oldu. Baharat yetiştiren yerlerin artması
ve de yemek zevkinin değişmesi, 19. yüzyılın başlarında baharatın ticari önemini
biraz olsun azalttı.
Baharat
Anadolu'ya Afrika ülkelerinden yine kervanlarla getiriliyordu. Develerle güney
illerimize gelen baharatlar, daha sonra oradan diğer illere ve İstanbul'a
gönderiliyordu. Baharat çeşitlerinin Uzakdoğu'da da yetiştirilmeye başlamasıyla,
buradan denizyoluyla İskenderun'a getirildi.
Hem getirilmesinin zor olması, hem de
ekonomik olmaması sebebiyle, zamanla birçok baharat da yurdumuz topraklarında
yetiştirilmeye başladı. Fakat, Karabiber, Hindistancevizi gibi, iklim
şartlarının müsait olmaması sebebiyle yetiştirilemeyen 5-6 çeşit halihazırda
ülkemize başka yerlerden getiriliyor.
Baharatı
günümüzde en çok Hintli'ler kullanıyor. Bunun yanısıra, Avrupa ve Amerika'da da
baharat kullanımı çok yaygın. Bilhassa italyan ve Fransız mutfaklarında
baharatın büyük bir önemi var. Türkiye de, en çok baharat kullanan ülkeler
arasında yer alıyor. Özellikle Güneydoğu illerimizde, acı biber tüketimi bir
hayli fazla.
|
|

|

|
|
|
|